« Önceki |

Pazartesi, Hazirane 23, 2008

Bitkilerle Tedavi

Uzun süredir bloguma doğru düzgün birşeyler yazamadım. Son günlerdede blogcu sürekli kapalıydı. Bu yazımda bir site tanıtmak istiyorum. Aslında siteden ziyade bitkilerle tedavi yöntemleriyle ilgili birşeyler söylemek istiyorum. Tabii öncelikle belirtmek isterim ki en kesin tedavi yöntemi doktora başvurup alınan ilaçtır. Bazı bitkileri tedaviye yardımcı olarak kullanabiliriz. Bu konuda internette biraz araştırma yapıp bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz. Ben bu konu hakkında bir kitap edindim sizede tavsiye ederim. Şu sitedede aradığınız bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Bitkilerle Tedavi

Cuma, Nisan 11, 2008

Aile içi şiddet

Okulla ilgili yoğun bir dönemdeyim. Geçtiğimiz iki hafta içinde vizeleri atlattım ama gel gelelim henüz başımın derdi "Sunuş Teknikleri" dersi ile paralel olarak "Aile içi şiddet" konusunda yapacağımız sunuşun hazırlıkları bitmedi gitti.Gecelere kadar oturup çalışmaktan sıkıldım artık. Bitsede kurtulsak moduna girdim. Olay nedir ne değildir biraz açıklayım. Öncelikle sınıfta gruplar oluşturuldu. Bu gruplar arzu ettiği bir konuda sunuş hazırlayacak ve final notunu bu sunuştan alacaktı. Ben gündemle ilişkili olması açısından "küresel ısınma" konusunu grup arkadaşlarıma kabul ettirdim b planı olarak "uyuşturucu", "aile içi şiddet" konuları cepte duruyordu. Cengiz hocamız küresel ısınma derin konu siz altından kalkamazsınız dedi. 5-10 saniye içinde ne yapsak ne etsek derken. Hoooop "Aile İçi Şiddet" gibi ağır ve toplumun kanayan yarası haline gelmiş bir konunun kucağına düştük. Konunun neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Töre cinayetleri mi desem, eşini tüple dövenler mi, bıçaklayanlar mı istersiniz. Hele o konuyu ele almaya başladıktan sonra dikkat etmeye başladım her gün gazetelerde bir sürü buna benzer haber var. Ve maalesef bunlar sadece buz dağının görünen tarafı. Görünmeyen boyutu daha büyük. Neyse bunları sunuştan sonra yazı dizisi şeklinde burda paylaşırım. Çok derin bir konu içine girdikçe şaşkınlığı artıyor insanın.
Grupta daha önceden bahsettiğim arkadaşlarım var; Erhan, Ebru, Görkem ve ben. Tabii bu kadar değil grup 6 kişiden oluşuyor. Daha önceden tanımadığımız iki arkadaşta bizim grupta yer aldı Selin ve Seçil. Yaklaşık 1 aydır çalışıyoruz hiçbir anlaşmazlık, uyumsuzluk olmadı. Bunun tam tersi durumlar var sınıfta 4-5 yıllık arkadaşlar birbirine giriyor. Şanslı sayılırız bu bakımdan.
Yaa bu kadar olay anlattım ama hiç hangi okuldur ne bölümdür yazmadım sanırım. Dokuz Eylül Üniversitesi İzmir Meslek Yüksek Okulu (imyo) Büro yönetimi ve sekterlik bölümü 2. sınıf öğrencisiyiz. Hocamız pek bir meşhurdur Ali Cengiz Üzün . Çok değişik biri nevi şahsına münhasır denilen tipten. (böylemi yazılırdı bilmiyorum). Neyse onu daha sonra daha detaylı anlatırım. Ama bazen insanı sinir krizine sokan, bazen çok rahatlatan garip biri işte. Düşünceleriniz sürekli değişiyor kendisine karşı Ama her ne olursa olsun iyi bir iletişimci ve iyi bir konuşmacı olduğunu kesinlikle söyleyebilirim.
Neyse bunuda geçelim. Sunuş için Dr. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezini ayarlamak için tüm girişimleri yapıp dilekçemizi verdiysekte 14 nisan tarihinde program dolu olduğundan olmadı. Diğer salonlar okula uzak olduğundan son çare Buca belediyesi meclis salonunu ayarlamaya çalıştık. Biraz güç olsada oldu. Sonra afiştir, davetiyedir koşturup durduk. Tabii bunlar suyla olmuyor birde sponsor bulmak için çaba harcadık. Sosyolog-psikolog-avukat arayışlarınıda lütfen hesaba katalım. Karşıyaka-Alsancak-Buca üçgeni içinde mekik dokuduk halada dokuyoruz şurda topu topu 2 gün kaldı. Pazartesi 15:00 'da sunuş başlıyor. Afişi henüz elimde olmadığından resim olarak ekleyemiyorum. Bu saatten sonra bu yazıyı birilerinin okuyup gelmeside pek bi zor ihtimal yinede halka açık her isteyen katılabilir.
Grup arkadaşlarım soldan sağa Ebru Görkem Erhan Seçil mekan Alsancak - Sevgi yolu ben tabiiki yokum fotoğrafı çeken benim :)



Konu dışı 1-2 şey hakkında birşeyler yazmak istiyorum.
Aşk acısı çekme dönemi bitti artık. Geçen pazar konuşmuştum telefonla yazmıştım sanırım. Sonra anladım ki zaten beni hiç sevmemiş.Belkide böylesi iyi oldu diye düşündüm sonradan. Son bir şiir sms atıp olayı kapatmak istiyorum. Yapar mıyım yapmaz mıyım bilmiorum ama yazmak istediğim şiir şu.
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün...
Ne b
en sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz..
Nazım Hikmet RAN
Şiirin ismi "Sen" bu sadece son 4-5 mısrası ve bu şiiri sanırım bir arkadaşına yazmıştı ama ne farkeder. Çok güzel az kelimeyle çok şey anlatabilmek herkesin harcı değil.

Ve son olarak askerimize yürüttüğü operasyonda başarılar diliyorum. Vatan hainlerine hakettikleri dersi veriyorlar vereceklerde...

Pazartesi, Nisan 7, 2008

Üniversitelerde Çatışmalar

Bu gün önce memleketin halinden yola çıkmak istiyorum. Dün akşam Akdeniz Üniversitesinde sağ-sol görüşlü öğrenciler taşlı sopalı satırlı SİLAHLI çatışmaya girdi. Çatışmaya giren yaratıklardan biri silahını çekti çatır çatır ateş açtı sol görüşlü öğrencilere. Kabak kafalı, uzun sakallı eski Türk filmlerindeki cüneyt arkından dayak yiyen kötü adam gibi biriydi. Böyle öğrenci mi olur demiştim ilk izlediğimde. Sonradan işin rengi belli oldu herif MHP sempatizanı milliyetçi geçinen ruh hastalarından. Göz altına alınanlardan çoğu üniversite dışından içeri girmiş provakatörler. Gençlerin içindeki heycanını, kendilerini ve fikirlerini kabul ettirme isteklerini, ülkede bizde yaşıyoruz, bizde varız deme çabalarını yanlış yöne çekiyorlar ülkeyi karıştırıp gençleri birbirine düşürüyorlar. Sağcısı olsun solcusu olsun. Ne gerek var kavga etmeye çatışmaya, düşman değiliz. Hem artık sağ-sol kaldı mı? Böyle saçmalıklar için birbirimizi yiyerek elimize hiçbirşey geçmez. Gün birlik olma günü. Sağı solu bırakıp sadece ve sadece. ATATÜRK ilke ve devrimlerini yerine getirmek, yaşatmak yetmez mi? İlk okul 2. sınıfta başlıyoruz öğrenmeye. Cumhuriyetçilik, Devletçilik ,Milliyetçilik, Halkçılık, İnklapçılık, Laiklik... Hepsini ezbere biliyoruz ama özümseyip anlamadan ezbere bilmek fayda etmiyor. Sağcılar aşırı islamcı, kafatasçı milliyetçi faşist, solcular komünist. Arkadaş yok mu bunun ortası. Hem o komünist arkadaşlarada bir çift sözüm var. Üniversitede ders aralarında, boş vakitlerde kampüs bahçesinde çimlerde oturup vakit geçiriyoruz. Sürekli gelip bildiri dağıtıyorlar. AKP 'ye hayır vs. vs. Converse ayakkabılarla bildiri dağıtarak kimseyi inandıramazsınız kendinize. Hem komünizm mi kaldı artık? Rusya bile yıkıldı parçalandı. Siz bırakın öyle hayallerin peşinden koşmayı. Realist olun Cumhuriyeti adam gibi yaşatmaya çabalayın.

Türkiye kısır döngü içinde her nesilin çocukları bir çatışma-kaos ortamı görüyor. Birde askeri darbe. Acaba neden? diye sorası geliyor insanın. Ama çok karışık bir deli olarak benim kafam o kadarına basmıyor...

Pazar, Nisan 6, 2008

Ne söylesem boş...

Son yazıyı yazdığımdan bu güne bir gelişme olmadı. 20-25 dakika öncesine kadar tabii.
Çok özledim onu, sesini duymaya çok ihtiyacım vardı. Aradım özür dilemeye kalktı. Susturdum. Benden özür dilemesi açıklama yapması yada ne bileyim hesap sormak için aramadım onu sadece sesini duymak istedim. Onada sadece sesini duymak için aradım seni dedim. Biraz havadan sudan konuştuktan sonra kapattım. Şimdi nasıl mıyım? Bende bilmiyorum....

Neyse biraz kafamı dağıtmak için youtubeta geziniyordum. Ferhan Şensoy videoları denk geldi. Zaten "Pardon" filminde hayran kalmıştım ona. Baktım birileri bütün olarak "Seyircili seyir defteri" adlı oyunu yüklemiş. İzlememek olmaz dedim oturdum bir yandan ttnete küfürü basıp diğer yandan  gülme krizine girdim. Oyunda ara ara dönemin siyasetçilerine göndermeler yapılıyordu. Süleyman Demirel, Tansu Çiller bol bol nasibini alıyor. Doların artışı, enflasyon, yozlaşan toplumuda eleştirmekten geri kalmıyordu. Çok hoşuma gitti. Hele oyunun son bölümü gerçekten etkileyiciydi. Geçen yıllarda ülkenin durumu hiç değişmemiş sanırım oyun 1994 yılında oynanmış.

Oyunu izledikten sonra kafama bazı şeyler dank etti deyim yerindeyse. Şimdi bizim gençliğin popüler komedyenlerine bakalım. Şahan-Cem Yılmaz-Beyaz-Okan Bayülgen-Ata Demirer akla ilk gelen bunlar.  Kafama dank eden şu oldu. Bu adamların hangisi ülkenin durumunu eleştriyor, siyasetçilerle uğraşıyor? Hiçbiri...
Küçükken Levent Kırca izlerdim. Çok hoşuma giderdi. Tabii şimdiki zihniyetle izlemiyordum. Şöyle bir düşündüm de. En komik aklımıza kazınan skeçler ülkenin durumunu ne güzelde anlatıyordu. İski skecini bilmeyen yoktur. Sonra jet-ski, doktorsuz hastaneler, rüşvet alan devlet memurları, bu gün git yarın gel skeçleri, süleyman demirel, kenan evren, mesut yılmaz taklitleri. Bunlar ilk anda akla  gelenler. Sonra televizyonlarda gördüğümüz Nejat Uygur oyunları "hastane mi kestane mi?", "cibali karakolu" ve birçoğu. Bunların hepsinde toplumun kanayan yaralarına basılan parmak vardı. Şimdi değim yerindeyse "geyik muhabbeti" almış yürümüş. Tamam gülünç bende seviyorum şahanın tiplemelerini, cem yılmazın esprilerini, atanın taklitlerini. Ama biraz daha kara mizah olsa, yüzümüz gülerken bir anda somurtsak yaa hakkaten böyle desek fena olmaz mı?

Yine konuyla ilgili olarak. Geçen Çarşamba günüydü sanırım sabah Star tv 'de yayınlanan "Uyan Türkiye" adlı programda izledim. Müjdat Gezen tiyatrosuna verilen devlet yardımını kabul etmemiş. Buna sebep olarak Rizede oynanan bir tiyatro oyununda. "Al ananıda git burdan" sözünün "al ananıda gel" olarak sansürlenmesini göstermiş. Bende siyasetçileri eleştriyorum bir gün banada sansür uygulamaya kalkarlarsa hayır diyemem bu parayı alırsam. Onun için yardımı kabul etmedim dedi. Ve Uyan Türkiye programının sunucusu hayranı olduğum Mesut Yar bu konuda yorum yaparak şu an okuduğunuz yazıma ana fikir oluşturdu.

Bu video Seyircisiz Seyir Defteri adlı oyunun son bölümü. Konuşmayı dinleyin tavukları 250 bin dolar karşılığı İstanbul'dan Beyrut'a götürmek için anlaşan kaptan Korrrrramiral (5 r ile) kaçakçılık yapmamak için o kadar parayı reddediyor. ve sonraki konuşma hakkaten insanı kara kara düşündürüyor.

Çarşamba, Nisan 2, 2008

Ekleme

Dün gece yazdığım yazıda bahsettiğim "Ayrılık yaman kelime" adlı eseri paylaşıcaktım. Hemen youtube linkini veriyorum.
http://www.youtube.com/watch?v=vxoHvkSyQP4
Makam: Segâh
Beste: Sadettin Kaynak
Güfte: Vecdi Bingöl
Dün yazımı yazarken arka fonda dinlediğim üç şarkıdan biriydi. Hala mutsuz ve üzgünüm ne kadar sürer ne zaman atlatırım bilmiyorum. Kendi içimde çelişki yaşıyorum bolca...

Nazım Hikmet 'in belkide en sevdiğim insana moral aşılayan şiirinin bir bölümünü paylaşmak istiyorum. Şiirin full hali için "YAŞAMAYA DAİR" yazıp internette bulabilirsiniz.

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
              bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
                                en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
                               diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
                           yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
                        fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
                        belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
                                    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
          hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...


Salı, Nisan 1, 2008

Geç Buldum Çabuk Kaybettim...

Şu an durumumu özetleyen 4 kelimelik bir cümleyi başlık olarak kullandım. Blog işlerini salladım eskisi gibi yazı yazdığım yok. Zaten 2-3 haftadır bilgisayar başına geçtiğim zaman çok çok çok kısıtlı ve minimum durumda. Neyse konumuza gelelim. Sanırım geçen hafta yazmıştım sevgili bulduğumu daha doğrusu o beni buldu gibi birşey oldu ama neyse işin detayına girmeyelim. Herşey güzel gidiyordu en azından benim için. Hayatıma ilk defa doğru düzgün biri girmişti. Mapus talihimi yendim artık diye sevinip duruyordum. Mutluydum. Düşünülecek, özlenecek biri vardı hayatımda. Sabah uyanmak bile bir başkaydı, uyanır uyanmaz telefona sarılmak "acaba mesaj gelmiş mi?" geldiyse cevap gelmediyse günaydın mesajı atmak için. Sonra yürürken,otobüste,okulda kısacası her yerde onu düşünmek güzeldi. Sevmek güzel ama sevmekten önemlisi sevilmek ikisinden biri eksikse hiç anlamı yok

Ayrılığın sebebi onun beni sevemiyor olması. Vizelerim başlıycağı için cumartesi-pazar görüşmedik çalıştım. Pazartesi günü büyük bir özlem ve heycanla yanına gitmek için evden çıktım. Giderken trt radyo 4 'e sanki malum olmuş gibi "Ayrılık yaman kelime" adlı şarkı vardı onu dinledim. Bi an ayrılık anını düşündüm düşünmesi bile berbattı hemen silip attım zihnimden. Buluştuk elini tuttum eskisi gibi değildi daha bir gevşek daha soğuk sanki isteksizdi. Yüzü asıktı, gözleri boş boş bakıyordu o parlak ışığı yoktu. Tabii bu kadar şeyi farkettikten sonra durumu sormamak olmazdı. Sordum neden diye ama yanıt vermedi vermek istemedi. Ailesiyle mi problem olduğunu sordum hayır dedi işle ilgili mi dedim hayır dedi. Eeee peki problem neydi? Biraz sessiz yürüdük ben ona baktıkça o sanki bana bakmamaya çalışıyordu. Sonra kafasını çevirmeden "ilişkimize konsantre olamıyorum" dedi. Pek anlayamadım oda anlayamadığımı farkedip devam etti. "iki gün görüşmedik seni özlemem lazım yani öyle olması gerekiyo ama özlemedim" dedi. Daha sonra hiç konuşmadan yürüdük şaşkındım nasıl davranacağımı bilmiyordum kafamdan bin türlü şey geçiyordu. Ne söyleyeceğimi, neyin doğru olduğunu bilmeden yürüdüm elini tutuyordum ama ne o bana ne ben ona bakıyordum. Otobüs beklerken yüzünü asık görmeye dayanamadım "üzülme, gül" diyebildim sadece. Hafif bi tebessüm belirdi yüzünde sarıldı kıpırdamadan öylece otobüs bekledik. Otobüs geldi bindik yine sarıldık hiç kıpırdamadan hiçbirşey düşünmeden. Evine bıraktım normalde onu evine bırakıp otobüsle giderdim eve ama canım sıkılmıştı söylediklerine. Biraz yürümek hava almak iyi gelir diye yürüdüm. Omuzlarım düştü, yüzüm asıldı kendimi berbat hissediyordum. Ama ev halkına belli etmemem lazımdı birde onların sorgusuna dayanacak halde değildim. Köşeyi dönmeden her zaman ki gülen yüzümle sokağa ordanda eve girdim. Mesaj attım sadece sevgilim yazarak. "Taygun kafam çok karışık" diye cevap geldi. Arayıp konuşmak en doğrusuydu. Aradım reddetti. Mesaj geldi "müsait değilim 10 dakika sonra ararmısın" peki ararım 10 dakika sonra tekrar reddetti aramayı. Ve bir mesaj geldi "bak sanırım konuşmasak daha iyi olacak çünkü yüzüm yok. inan seni üzmek yada kırmak istemiyorum sen çok iyisin çok sevimlisin ama bir türlü yapamıyorum işte sevgilim olarak göremiyorum sen. Alışırım belki dedim ama olmadı olmayacağınıda ciddi şekilde hafta sonu anladım, uzun süre beraber olduktan sonra senin üzülmeni istemiyorum o yüzden baştan bitsin. nasıl tanıştıysak öyle devam etsin yalnızca arkadaş olarak..." cevap vermedim ne desem bilemedim. Onda suç aramak onu suçlamak çok kolay ama doğru değil. Ama kızların klasik seni üzmek istemiyorum seni kırmak istemiyorum klasik laflarına sinir oluyorum çok duydum bu lafları defalarca ama o samimi olarak söyledi öyle düşünüyorum yada öyle düşünmek istiyorum. Birde şunu sormak istiyorum neden herkes (bu şekildeki kızlar) bana "çok iyisin", "çok şirinsin" ,"çok tatlısın" diyor ama sevgili olarak kimse beni sevmiyor. Kimse beni kırmak istemiyor, üzmek istemiyor ama asıl bunları diyenler üzüyor, kırıyor...

Bu yazıyı okuduysan lütfen 1-2 dakika ayırıp yorum yap benim halim ne olacak...

Çarşamba, Mart 26, 2008

MUTLUYUM !!!

Aslında bu yazıyı çok önce yazmam gerekirdi ama bir türlü fırsatım olmadı.16 Mart Pazar günü hayatımda bir dönüm noktası oldu. Artık benimde bir sevgilim var. Daha önceleri tatmadığım türden bir duygu. Uyanmak , yeni güne başlamak, otobüse binmek, eve dönmek artık hepsi daha başka. Artık hayat daha toz pembe geliyor. Daha bir umutlu daha bir mutlu uyanıyorum. Hele onun yanına gitmek, 10-15 dakikalık yol bitmek bilmiyor. Onun yanında olmak herşeyi, herkesi unutturuyor. Sevmek çok güzel bir duygu ama hem sevip hem sevilmek çok daha güzel. Yazarken kelimeleri özenle seçmek daha iyi anlatmak istiyorum ama nedense yazamıyorum. Özlemek daha boş anlamlıydı benim için bir insanı özlemek için çok uzun süre görmemek gerekiyordu. Ya şimdi elimi bırakıp evine girdiği andan itibaren başlıyor özlemim. Sarılmak hiç konuşmadan hareket etmeden öylece durmak istiyorum saatlerce. Ama özlesem bile onu yeniden görecek olmanın ümidiyle gülümseyerek bakıyorum herşeye.
Eskidende şiir okumayı severdim, okumak hoşuma giderdi, keyif alırdım ama şimdi anlıyorum ki daha anlamlı geliyor şiirler. Şairlerin o şiirleri nasıl yazabildiklerini daha iyi anlıyorum.
"Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
 Üşüyorum, kapama gözlerini..."
                                        Ahmed Arif
Sanırım bu kadar yeter...

Cumartesi, Mart 1, 2008

Neler oluyor...

Evet sevgili okurlarım hafif kafadan çatlak bu adamı okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederim.
Gelelim gündeme...
Kuzey Irak'ta yürütülen Güneş harekatı bitti. Ama nasıl? Amerika mı? Hükümet mi? Yoksa ordu öyle istediği için mi? veya terörist kalmadığı için mi?
Ben ordunun bitirdiği yönünde düşünüyorum. Yada öyle düşünmek istiyorum tam emin değilim. Bunun dayanağı ne diye sorarsanız. Osman Pamukoğlu'nun kitaplarından edindiğim bilgi dahilinde bunu söylüyorum. Onun döneminde yapılan operasyonlar aniden kuzey ırak içine sızıp terör örgütü mensuplarını yok edip en kısa sürede geri dönüş şeklinde yapılmış. Osman paşaya kimileri deli, reklam yapıyor çıkıp konuşarak desede gerek yazdığı kitaplardan, gerek konuşmalarından gerçekten iyi bir komutan ve vatansever olduğu kanısına vardım. Neyse konumuz bu değil. Geri dönüyorum ve tekrar şöyle bir düşünüyorum. Rastlantı mı amerikanın çıkın demesinden 1 gün sonra çıkmak. Aslında Orgeneralimiz çok güzel açıklama yaptı. Kısa süre görecelidir kimi zaman 1 gün kimi zaman 1 yıldır diye. Bende ümit etmiştim terör yuvaları yok edilecek. Teröristlere mehmetçik darbe üstüne darbe indirecek diye. Hem haberlerde her yerde hedef kandil dendi ama sonuç zap bölgesinde temizlik yapıldı ve operasyon bitti. Çelişki çok düşünüp düşünüp işin içinden çıkılmayacak hale sokmaktansa asker istedi operasyon bitti demek sanırım bünyelere rahatlık verecek.

Bende durum nasıl derseniz işte o biraz kötü. Bu dönem dersler hayli zorlu nasıl biter bu dönem bilemiyorum. Aile içi şiddet ile ilgilide bir sunuş yapmamız gerekiyor. 9 nisanda şimdiden çalışmalara başladık grupça bu konu hakkında ilerde daha detaylı bilgi vereceğim.  Hatta belki okuyucularım bile beni izlemek için katılır.

Bunların dışında pek bi değişik olay yok. Şimdilik hoşçakalın

Pazartesi, Şubat 25, 2008

İnsanlar çıldırmış olmalı...

Evet sevgili okur kitlem  İnsanlar niye çıldırmış diye soruyorsunuz kendi kendinize farkındayım (pek bi ukalalık yaptım ama klasik yazar tavrı kusuruma bakmayın). Sabah efendi gibi kalkıp okula gittim. Öğlen tatilinde laf lafı açarken hadi "recep ivedik" e gidelim diye bir fikir atıldı ortaya. Olurdu olmazdı klasik uyumsuz insan modellerini yola getirdikten sonra derse girdik Son dersten bir önceki ders erken bitince hadi gidelim diyerek son dersi kırdık. Nereye gidelim diye düşünüp taşındıktan sonra Forum Bornova kararı çıktı. Neyse bornovaya kazasız belasız Türkiye şartlarında büyük bir başarıyla sağlam olarak geldik. Foruma ulaştık (Ege Üniversitesi Hastanesi içinden foruma geçiş yoktur diyen tabelaya aldırmayın bal gibi var). Ulaşmasına ulaştık ama inanılmaz bir kalabalık var. Hani şu 1 bilet alana 1 bilet bedava kampanyasından mı? yoksa insanlar hakikatten mi kafayı yemiş bilemiyorum. Neyse tabiki bilet bulamadık. Akşam 19:45 seansında yer vardı ama o kadar beklemeye kimsede sabır yok. Bizde gelmişiz buraya kadar karnımızı doyuralım biraz gezinir gideriz dedik. Hiç sevmesem ve istemesemde zorla mekdanılts denilen yere gittik. Ordada 1 menü alana 1 menü bedavaymış. Sanki tamamen bedava veriyorlar öyle bir kalabalık ki sırada beklemekten sinirlerim tepeme fırladı hemde ne fırlayış. Kati olmamak için kendimi zor tuttum. Aksilik ya tam o sırada arkadaşın babası arıyor işi çıkmış gitmesi gerekiyor. Yemeği nasıl yedik bilmiyorum adam boğacaktı bizi. Hayır birşey değil etraftaki insanlar ürktü bu adamlar bizide yer diye. Yarım bıraktım zaten aceleden boğazıma dizildi herbişey  Yemekten sonra koşa koşa eve geldim. Sonrası rutin...

Gündeme biraz değinmek istiyorum ama saat geç oldu sabah 7 de kalkmam gerekiyor. Dün 2 gece 2 şehit vermişiz. Allah rahmet eylesin ailelerine sabır versin diyorum. YÖK başkanı ise artık ne yapıcağını şaşırdı. O konuya ilerleyen günlerde değinicem.

Aslında yazmak istediğim şey çoktu da erken bunama belirtisi sanırım unuttum aklıma gelince onlarıda paylaşırım
İyi geceler...

Pazar, Şubat 24, 2008

Operasyonda son durum...

Ben az önce yazımı yazdıktan sonra içeri geçip tv izlerken. TRT 2 'de Genel Kurmay açıklaması son dakika haberi olarak geçti. Gün içinde 8 askerimiz şehit olmuş. 33 terörist imha edilmiş. Üzülmemek elde değil haberi ilk duyduğumda şehitlerimize üzüldüm, 33 vatan haininin ölmesine sevinemedim. Ama herşeyin bir bedeli olmalı. Bu beladan kurtulacaksak, bataklığı kurutacaksak bir bedel ödemeliyiz. Savaşta kazanan taraf yoktur demiş biri ama kimdi şu an hatırlayamadım. Çok haklı kazanan var gibi görünsede aslında kazanan yok. Kendimi şehit ailelerinin yerine koyuyorum hem kötü hem gurur verici bir duygu çok garip. Orhan Veli gibi anlatamıyorum...

Operasyondan yayınlanan fotoğraflar olayı özetliyor. Bende 1-2 tanesine yer vermek istiyorum.