« Önceki | Sonraki »

Pazartesi, Haziran 23, 2008

Bitkilerle Tedavi

Uzun süredir bloguma doğru düzgün birşeyler yazamadım. Son günlerdede blogcu sürekli kapalıydı. Bu yazımda bir site tanıtmak istiyorum. Aslında siteden ziyade bitkilerle tedavi yöntemleriyle ilgili birşeyler söylemek istiyorum. Tabii öncelikle belirtmek isterim ki en kesin tedavi yöntemi doktora başvurup alınan ilaçtır. Bazı bitkileri tedaviye yardımcı olarak kullanabiliriz. Bu konuda internette biraz araştırma yapıp bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz. Ben bu konu hakkında bir kitap edindim sizede tavsiye ederim. Şu sitedede aradığınız bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Bitkilerle Tedavi

Perşembe, Haziran 5, 2008

Eşşek Olana Semer Vuran Çok Olurmuş

Uzun süredir blogumda yazı yazmıyorum. Hem okul hem evdeki durumlardan vakit kalmıyor. Hatta finallerim başlamış olsada 20 dakika sonra evden çıkacak olsamda yazmadan edemiycem bunu.

Brükselde balıkçılar,kamyoncular,çiftçiler AB bayrağı yaktı, polisle çatıştı, arabaları yıktı yağmaladı. Peki niye?
Mazot fiyatlarına yapılan zam yüzünden.
Peki bizim ülkemizde zam olsa ne olur? Ne mi olur ben söyleyim. Hiçbirşey benzin istasyonuna gidilir aa yine mi zam geldi. Tü kaka bu hükümet bak yine zam yaptı der. Parayı basar efendi efendi mozotumuzu benzinimizi alırız hemde dünyadaki en pahallısını.

Biz eşşek oldukça semer vuran çok olacaktır maalesef...

Salı, Haziran 3, 2008

Biyografi.info

Biyografi.İnfo ,biyografi tabanlı aksiklopedi sitesi. Biyografilerin yanı sıra sinema, kitap bilgileri, ansiklopedik bilgiler bulunan sitenin içeriği her geçen gün artmaya devam ediyor.Biyografi yazarken nelere dikkat edilmelidir?•  Yaşamı yazılan kişinin kendisi tarafından değil, onunla ilgili araştırma yapan, bilgi ve belgelere ulaşan veya onun yaşamına yakından tanıklık etmiş kişiler tarafından kaleme alınır. •  Tarafsız olunmalıdır. •  Gerçekçi olunmalıdır. •  Bilgi ve belgelere, kanıt ve tanıklara dayandırılmalıdır. •  Kronolojik (zaman dizinsel) sıra izlenebilir. •  Yaşamöyküsü yazılan kişinin doğumu, aile çevresi, eğitim süreci, kişiliği, arkadaşlık ve akrabalık ilişkileri, sosyal yaşamı, aşkları, evliliği ve çocukları, alanındaki başarısına ulaşma süreci, ulusal ve uluslararası başarıları konu edilmelidir. Biyografi.İnfo

Salı, Haziran 3, 2008

Masif Parke

Masif Parke;Zemin döşeme malzemeleri arasında en çok tercih edilen parke çeşitlerinden biri ahşap parkedir.Uzun ömürlü olması, ısı ve ses izalosyonu sağlaması, sistre olabilmesinden dolayı masif parke günümüzde de sıklıkla kullanılmaya devam etmektedir.Masif Parke üretimi, dayanıklı, uzun ömürlü ve sert ağaçlardan yapılmaktadır.Üzerinde 6 mm sistre payı olması sebebiyle uzun seneler boyunca sağlıklı yapısını ve ilk günkü görünümünü korur.Maliyeti, özellikle uzun boylarında, laminant ve lamine parkeye nazaran daha yüksek olmasına rağmen, bir çok lüks mekân ve iş yeri için tercih sebebi olmaya devam etmektedir.Masif Parke

Perşembe, Mayıs 1, 2008

Aynı tas aynı hamam

1 Mayıs için dün gece 1 sularında bir yazı yazmış iyi dileklerimi iletmiştim. Fakat bu gün yine alıştığımız görüntüler meydana geldi. Haberlerin yayınlandığı şu dakikalarda bir yandan Mehmet Ali Birand ile Kanald haberi izliyorum bir diğer yandan durum içler acısı ama dediğimiz gibi alıştığımız görüntüler. Yine esnafın camları kırıldı, parke taşları söküldü, polis plastik mermi ve gaz bombası kulandı yani yazının başlığındaki gibi aynı tas aynı hamam.
1 Mayıs işçiye bayram olamadı yine ve buruk kutlandı 30 yıldır olduğu gibi....

Çarşamba, Nisan 30, 2008

1 Mayıs İşçinin Emekçinin Bayramı

1 Mayıs 'ın ilk saatleri yarın meydanlara çıkacak milyonların uykuda olduğu vakittir diye tahmin ediyorum.
Yaklaşık 1 aydır Taksim meydanında kutlama yapılsın yapılmasın tartışması yaşanıyor. Sendikalar illa biz taksime çıkacağız diye bastırdıkça. Hükümet ve İstanbul valisi olmaz diye tutturdu.
Sendikalara ayaklar dendi. Ayak takımına benzetildi "ayakların baş olduğu yerde..." dendi. Sonra meydana ne çıktı? Tayyip beyimizin yıllar yıllar önce 1 Mayıs kutlamalarında ön saflarda yer aldığı fotoğraflar ortaya çıktı. Evet doğru ayaklar baş olmuş haberimiz yeni oluyor.
Taksimin sembolik ve manevi değeri büyük. Orda kutlama yapmak bence işçinin emekçinin hakkı. Fakat her yıl görüyoruz yasa dışı örgütler meydanlarda boy gösteriyor. Bir yanda halay çeken, bayram yapan, çoluk çocuk meydanlara dökülmüş insanlar. Diğer yanda yüzü gözü sarılı eli taşlı, sopalı hatta molotoflu provakatörler, adiler, şerefsizler. Olan esnafa, çoluğuyla çocuğuyla bayram yapmaya gelen işçiye emekçilere oluyor.
İstanbul valisi tutturmuş provakasyon olur silahlı bilmemne olur. Yahu Taksim'de bunlar olacakta başka meydanlarda olmayacak mı? Sizin göreviniz ne? Sizi oraya bostan korkuluğu olasınız diye mi diktiler? Madem bunların olacağı belli niye adam gibi önlem almıyorsunuz? Sapla samanı karıştırıp kurunun yanında yaşıda niye yakıyorsunuz? Önlem planıda başka bir alem 66 okul tatil, vapur ve tranvay hatları iptal, otobüsler taksimde yolcu alıp indirmiycek. Sözde tatil yapmadılar tatilden beter yasakçı bir zihniyet. Aslında yazılıp söylenecek çok şey var ama şimdilik bu kadarı yeter...

Umarım yarın adına yakışır bir bayram olur. Adi, şerefsiz provakatörler eylemciler boy gösteremez.

Salı, Nisan 29, 2008

Ben 68 kuşağıyım

Vatan gazetesinin internet sitesinden alıntıdır
---------------------------------------------------------------
Başbakan Erdoğan, pazar günü Acıpayam´da Aynes Süt Ürünleri Fabrikası´nın açılışında konuşurken sesini yükselten 63 yaşındaki İbrahim Özen, çiftçinin çektiği sıkıntıyı ``Sayın başbakan sen bunları benim külahıma anlat. Mazot kaç lira oldu? Yağ bile alamıyoruz'' diye bağırdı. Acıpayam İlçesi´nin Dedebağı Beldesi´nde oturan yedi çocuk babası lise mezunu çifti, üreticinin büyük sıkıntı yaşadığını vurguladı, koruma görevlilerince uzaklaştırıldı.



DHA muhabirinin tarlasında bulduğu, 30 dönüm tarla sahibi İbrahim Özen, 68 kuşağı olduğunu anlattı, mazot ve gübreye gelen zamlardan sonra traktörünü bile sattığını söyledi. Tarlasında tütün, hububat, kavun-karpuz yetiştiren Özen, ``Mazotun litresi 3 YTL´yi geçti, gübrenin çuvalı 55 YTL oldu. Çiftçi perişan. Ben başbakana az bile söyledim. Bu ülkede demokrasi yok. Bu ülkede başbakanın demokrasisi var. Başbakan masal anlatıyor. Konuşmasında enflasyonun düştüğünü, herşeyin yolunda gittiğini söyleyince dayanamadım. Biz battık. Çiftçi perişan oldu. Hükümetin icraatlarından memnun değiliz'' diye konuştu. Özen son seçimde CHP´ye oy verdiğini ama parti üyesi olmadığını da söyledi.

Dedebağı´ndaki çiftçiler de İbrahim Özen´e destek verdi. Sabri Aytekin, Ramazan Akgün ve Arif Yüksel isimli çiftçiler, İbrahim Özen´in başbakana gerçekleri söylediğini, kendisini taktir ettiklerini açıkladı. Çiftçilerden Ramazan Akgün, ``Her bölgede İbrahim Özen gibi 100 çiftçi olmalı. Çiftçimiz o zaman bilinçlenir. İbrahim Özen, başbakana gerçekleri söyledi. Çiftçinin ürünü para etmiyor. Mazot ve gübre durmadan zamlanıyor. Hepimiz perişanız'' diye konuştu.
----------------------------------------------------

Dün yazmıştım bu amcayı haberin detayıda burda.
Atamın bahsettiği "milletin efendisi" olan köylü işte bu köylüdür...

Pazartesi, Nisan 28, 2008

Başbakan bunu hep yapıyor

Sabah sabah haberleri izlerken hemen pcyi açıp 1-2 satır karalamak istedim okula gitmeden önce.

Başbakan Denizli'de fabrika açıyor açtıktan sonra şunu yaptık bunu yaptık diye birşeyler anlatıyor. Kalabalık içinden bir çiftçi sesini yükseltiyor. Şimdi söyledikleini tam olarak hatırlamıyorum ama bunlar yalan ben çiftçiyim mazotu kaç para alıyorum haberin var mı sayın başbakanım gibilerinden şeyler söyledi. Ve hemen korumalarca susuturuldu ama yılmadı sesini yükseltti bu sefer uzaklaştırılıp götürüldü.

Tanıdık değil mi bu görüntü? Hani bir çiftçi "Anamız ağladı sayın başbakanım" demiştide "al ananıda git" demişti.

Yazık...

 

Günün diğer yazık haberi ise vakit gazetesi ismini bile yazmak istemediğim bir sapık. 14 yaşındaki kıza tecavüz ediyor bu yetmiyor annesiylede ilişkiye giriyor.

Yazık...

Bu kısa yazıyı daha müsait bir vakitte açıp daha uzun bir yazı yazarım umarım.

 

Bu arada son günlerde verdiğimiz şehitlere allahtan rahmet yakınlarına baş sağlığı diliyorum.

Pazartesi, Nisan 21, 2008

Markete gittim kuyruk filan yok pirinçte var bulgurda

Evet son günlerin en güncel konusu pirinç. Başlıkta çok muhterem ve sayın başbakanımızın veciz bir sözü. Yahu kim dedi pirinç yok? Kim dedi bulgur yok? Kim dedi sıra var? evet 1-2 haberde sıra vardı toprak mahsülleri ofisi önünde ama bu sıra bizim türk insanının stokçu istifçi yapısından kaynaklanıyor. Savaş çıkacak makarna alaım hurraa markete. Deprem oldu markete hurraaa makarna alalım. Durum aynı pirinç bitiyo yok spekülasyonları çıktı hooooop millet ucuzundan TMO dan pirinç almaya gitmiş sıra vardı. Neyse bu pek önemli değil. Ben başbakana şunu sormak istiyorum. Eyvallah tamam pirinçte var bulgurda fakat raflarda bunların fiyatları hakkında ne düşünüyosun? Ya milletin cebindeki para? Pirinç var bulgur var ama insanlarda onu alıp sofraya koyacak para yok.

Peki pirinç var ama neden pahallı. Çok basit TMO elindeki pirincin %50 civarındaki kısmını özel sektöre satmış. Tabii satacak orda bir problem yok. Ama gidip 3-4 büyük toptancıya satıp piyasayı tekel haline getirirse karaborsacılara gün doğar.
Tabii gündemde sadece pirinç ve bulgur var. Diğer kurubakliyatlar, yağ, un, şeker söyleyen yok ama ben söyleyim pahallı hemde çok pahallı.
Ekonomi bakanı maliye bakanı zart bakanı zurt bakanı çıkar. Herşey yolunda ekonomimiz düzgün der. Bizde inanır oturur bakarız işimize.

Günün anlam ve önemine istinaden Nazım Hikmet 'ten bir şiir paylaşmak istiyorum.

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Bilmem bişeyler anlattı mı?

Bir diğer konu şu. Okullarda izletilen korku filmi gibi din filmleri.
Herşeyden önce hani olurda birileri bu yazıyı okursa yanlış anlamasınlar diye söylüyorum. Müslüman geçinen bir çok kişiden daha müslümanım ama bunların ne dinle, ne kitapla, ne Allah'la alakalı değil.
Gencecik beyinleri korkutarak namaz kıldırıp elinize ne geçecek. İslam dini hoşgörü dinidir. Allah'ın bizim ibadetimize ihtiyacı yoktur. İnanan içinden gelen ibadet eder, inanmayan ibadet etmek istemeyen etmez. Kimse kimseye zorla ibadet ettiremez ettirsede anlamı olmaz. Ata sözümüz bile var "zorla güzelllik olmaz".

Birde eskimiş bir haberden bahsetmek istiyorum. Sadece benim değil eminim her kesimden tüm türkiyenin takdirini kazanmış bir belediye başkanı. İzmir-Dikili 'de burnumun dibinde 10 tona kadar su bedavaymış, ulaşım bedava, öğrenci servisi bedava, ekmek 25 kuruş. Sağlık hizmetleri deseniz sudan ucuz 1ytl muayne, 6 ytl röntgen paran yoksa hepsi bedava. Birde projesi varmış 35 ytlye jeotermal enerjiyle insanları ısıtmak. Yapar eminim yapar ve yaptığı için ceza alır.
Bir çok yetkilinin utanması lazım değil mi?

Cuma, Nisan 11, 2008

Aile içi şiddet

Okulla ilgili yoğun bir dönemdeyim. Geçtiğimiz iki hafta içinde vizeleri atlattım ama gel gelelim henüz başımın derdi "Sunuş Teknikleri" dersi ile paralel olarak "Aile içi şiddet" konusunda yapacağımız sunuşun hazırlıkları bitmedi gitti.Gecelere kadar oturup çalışmaktan sıkıldım artık. Bitsede kurtulsak moduna girdim. Olay nedir ne değildir biraz açıklayım. Öncelikle sınıfta gruplar oluşturuldu. Bu gruplar arzu ettiği bir konuda sunuş hazırlayacak ve final notunu bu sunuştan alacaktı. Ben gündemle ilişkili olması açısından "küresel ısınma" konusunu grup arkadaşlarıma kabul ettirdim b planı olarak "uyuşturucu", "aile içi şiddet" konuları cepte duruyordu. Cengiz hocamız küresel ısınma derin konu siz altından kalkamazsınız dedi. 5-10 saniye içinde ne yapsak ne etsek derken. Hoooop "Aile İçi Şiddet" gibi ağır ve toplumun kanayan yarası haline gelmiş bir konunun kucağına düştük. Konunun neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Töre cinayetleri mi desem, eşini tüple dövenler mi, bıçaklayanlar mı istersiniz. Hele o konuyu ele almaya başladıktan sonra dikkat etmeye başladım her gün gazetelerde bir sürü buna benzer haber var. Ve maalesef bunlar sadece buz dağının görünen tarafı. Görünmeyen boyutu daha büyük. Neyse bunları sunuştan sonra yazı dizisi şeklinde burda paylaşırım. Çok derin bir konu içine girdikçe şaşkınlığı artıyor insanın.
Grupta daha önceden bahsettiğim arkadaşlarım var; Erhan, Ebru, Görkem ve ben. Tabii bu kadar değil grup 6 kişiden oluşuyor. Daha önceden tanımadığımız iki arkadaşta bizim grupta yer aldı Selin ve Seçil. Yaklaşık 1 aydır çalışıyoruz hiçbir anlaşmazlık, uyumsuzluk olmadı. Bunun tam tersi durumlar var sınıfta 4-5 yıllık arkadaşlar birbirine giriyor. Şanslı sayılırız bu bakımdan.
Yaa bu kadar olay anlattım ama hiç hangi okuldur ne bölümdür yazmadım sanırım. Dokuz Eylül Üniversitesi İzmir Meslek Yüksek Okulu (imyo) Büro yönetimi ve sekterlik bölümü 2. sınıf öğrencisiyiz. Hocamız pek bir meşhurdur Ali Cengiz Üzün . Çok değişik biri nevi şahsına münhasır denilen tipten. (böylemi yazılırdı bilmiyorum). Neyse onu daha sonra daha detaylı anlatırım. Ama bazen insanı sinir krizine sokan, bazen çok rahatlatan garip biri işte. Düşünceleriniz sürekli değişiyor kendisine karşı Ama her ne olursa olsun iyi bir iletişimci ve iyi bir konuşmacı olduğunu kesinlikle söyleyebilirim.
Neyse bunuda geçelim. Sunuş için Dr. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezini ayarlamak için tüm girişimleri yapıp dilekçemizi verdiysekte 14 nisan tarihinde program dolu olduğundan olmadı. Diğer salonlar okula uzak olduğundan son çare Buca belediyesi meclis salonunu ayarlamaya çalıştık. Biraz güç olsada oldu. Sonra afiştir, davetiyedir koşturup durduk. Tabii bunlar suyla olmuyor birde sponsor bulmak için çaba harcadık. Sosyolog-psikolog-avukat arayışlarınıda lütfen hesaba katalım. Karşıyaka-Alsancak-Buca üçgeni içinde mekik dokuduk halada dokuyoruz şurda topu topu 2 gün kaldı. Pazartesi 15:00 'da sunuş başlıyor. Afişi henüz elimde olmadığından resim olarak ekleyemiyorum. Bu saatten sonra bu yazıyı birilerinin okuyup gelmeside pek bi zor ihtimal yinede halka açık her isteyen katılabilir.
Grup arkadaşlarım soldan sağa Ebru Görkem Erhan Seçil mekan Alsancak - Sevgi yolu ben tabiiki yokum fotoğrafı çeken benim :)



Konu dışı 1-2 şey hakkında birşeyler yazmak istiyorum.
Aşk acısı çekme dönemi bitti artık. Geçen pazar konuşmuştum telefonla yazmıştım sanırım. Sonra anladım ki zaten beni hiç sevmemiş.Belkide böylesi iyi oldu diye düşündüm sonradan. Son bir şiir sms atıp olayı kapatmak istiyorum. Yapar mıyım yapmaz mıyım bilmiorum ama yazmak istediğim şiir şu.
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün...
Ne b
en sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz..
Nazım Hikmet RAN
Şiirin ismi "Sen" bu sadece son 4-5 mısrası ve bu şiiri sanırım bir arkadaşına yazmıştı ama ne farkeder. Çok güzel az kelimeyle çok şey anlatabilmek herkesin harcı değil.

Ve son olarak askerimize yürüttüğü operasyonda başarılar diliyorum. Vatan hainlerine hakettikleri dersi veriyorlar vereceklerde...